Kulüpte ilk samimi olduğum kişi Erkan’dı. Daha deneme günümde yanıma gelip inanılmaz moral vermişti. Çok sık olmaz ama hayatımda melek gibi karşıma çıkıp günümü güzelleştiren insanlar olmuştur. Ben daha çok şeytanları çeken biriyim, herhalde içimde karanlık bir taraf var ki kötü karakterlere cazip geliyorum. Zaten annemler de küçüklüğümden beri bana bunu empoze etmişlerdi. Ben daima aile dışıydım, onların o kutsal çemberine zorla sokulmuş bir çıban başıydım, sürekli şimşeklerin çakmasına neden olan negatif bir iyondum. Beni ya çöpte bulmuşlardı ya da Romanlardan almışlardı, hikâye hep buydu ablam asil ailemin esas unsuruyken ben hep yedek evlat, bakmakla yükümlü oldukları sosyal bir projeydim.
Küçükken hep uzaklarda bir yerlerde beni sevip, arayan mükemmel bir ailemin olduğunu hayal ederdim. Bir ölüm kalım meselesinde beni bir yere gizlemek zorunda kalmışlardı ve işler yoluna girip yanlarına almak artık güvenli olduğunda beni sakladıkları yerde bulamışlardı çünkü bizimkiler beni sahipsiz sanım evlat edinmişlerdi ya da gerçek ailemin deli gibi zengin olduğunu hayal ederdim, trafik kazasında ölen Monako prensesi gibi asil olduklarını düşlerdim, birinin ileride birden bire karşıma çıkıp mirasımı bana iade etmesini beklerdim.
Bizimkiler sadece lafta değil davranışta da ablamla beni ayrı bir yere koyduklarını belli ederlerdi. Kahvaltı masasında Jale’nin önüne koyulan tabaklar “prensesim” iltifatıyla süslenirken, ben kendi tabağımı almak zorunda bırakılıyordum. Şikayetim kendi işimi kendim yapmam değildi elbette, evlat ayrımcılığınaydı. Bu sözde ve fiilde farklılıklar büyüdükçe değişir sandım ama daha da derinleşti. Önceleri alınmamam için bir nebze ölçüyle yapılan sevilmeyen evlat imaları biz büyüdükçe açıkça kendini belli etmeye başlamıştı. Özellikle de ablamın bizimkilerin arkasından çevirdiği haltları anlayacak yaşa gelmeye başlayınca ne kadar iğrenç bir girdabın içinde olduğumu anladım. Bir süre mücadele ettim, ablamı gammazlamadan bizimkilere gerçekleri gösterecek işaretler bıraktım, imalar yaptım, bariz olanı daha da görünür kıldım ama nafile; görmek istemeyene gerçekleri gösteremiyordum. Belki de bizimkiler hepsinin farkındaydı da öyle devam etmesini istiyorlardı. Aslında gerçekleri olduğu gibi bizimkilerin önüne sermen gerekiyordu; ak koyun, kara koyun kimmiş görsünler diye ama yapamadım. Beni durduran tüm olumsuzluklara rağmen ablamın kalbini kırmak istememem ve bizimkilerin nasıl davranacaklarına çok da emin olmamamdı. Birinci evlat ayrıcalıkların en başında her durumda anne ve babanın desteğini almak vardı.
Ablam aynı durumda olsa iki kere düşünmesi gerekmezdi. Çok daha azı yüzünden beni gammazlamıştı ve çok daha azı için evde kıyametler kopmuştu. Dolabımda bulunan bir dal sigara için evinin içinde kanser olmuşum gibi ağıtlar yakılmıştı, bir kere arkadaşlarımla okulu asıp sinemaya gittiğim için neredeyse evlatlıktan atılıyordum, annemin dırdırlarına dayanamayıp sadece bir defa sesimi ona yükselttiğim için vatana ihanetle suçlandım. Ablamın yaptıklarıysa hep görmezden gelindi, hatta onu bile yapmadılar, yanlışlarına kılıf uydurmasına izin verdiler. Benim sigara ile yakalandığım yaşlarda Jale alkol zehirlenmesinden acile kaldırıldı, ne yaptılar? Üstüne gitmeyelim o da çok üzgün deyip konuyu kapattılar; sınavda kötü not aldı diye kıyameti koparınca ve onu teselli etmek için uğraşan herkese bağırınca, sakinleşmesini beklemek için onu yalnız bıraktılar; ablam yaptığı hiçbir yanlış için asla ceza almadı; ceza almadıkça yanlışlarını sürekli hale getirdi ve bu kısır döngü böyle kocasını aldatmak için planladığı kaçamağı bozarım diye beni bizimkilerin önünde kocasını ayartmakla suçlamaya kadar getirdi.
Bazen bizimkiler gerecekten de yaptıklarının hiçbirinin farkında değiller mi diye emin olamıyordum. Hani şu hiçbir sırrı saklayamadığımız babamız neden üç maymunu oynuyordu, hani her gerçeği öğrenebilen annemiz neden konu Jale olunca cahil yaşlı teyze rolüne bürünüyordu? Uzun süre önce sorgulamayı bırakmış, üvey evlat modunda hayatta kalmayı öğrenmiştim ama o Çanakkale’de olanlar beni dönülmez bir noktaya getirmişti, bu sefer sevgili ablam çok ileri gitmişti ya açık açık konuşacak ablamın kocasını aldatmak istediğini söyleyecektim ya da arkama bile bakmadan çekip gidecektim. Gitmeyi tercih ettim, evet ablamın yine kazanmasına izin verdim ama bir farkla bu sefer bir tekrarın yaşanmasını engelleyerek gidiyordum. Bu yüzden Jale beni aradığında hazırlıklıydım.
Yenilgiyi kabul ediyorum diye salak olmak gerekmiyordu. Ben kazandığımda bile mağlup olacağımı bildiğim için kendimi hiç yormadan mücadeleden kaçıyordum. Ablamı ifşa etsem ne olacaktı ki? Bizimkiler benim tarafıma mı geçecekti, tabii ki hayır. Bir şekilde mağdur edebiyatıyla yine onu savunacak bir nokta bulacaktılar, bu yüzden daha fazla uzatmayarak herkesin hayatından çıkıp onları daha fazla rahatsız etmeyip mutlu mesut yaşamalarına izin vermeliydim, ben de öyle yaptım, tasımı tarağımı toplayıp eski hayatımı geride bırakıp taşındım.
Jale’nin beni aramasını bekliyordum. Çünkü hayatında benim gibi bir katalizör olmadan yaşayamazdı. Jale, beni kötü gösterebilecek oranda ancak iyi biri olabilirdi. İkimiz de biliyorduk ki bizimkilerin gözünde iyi kalabilmek için benim mutlak kötü olmama ihtiyacı vardı. Evden ayrıldıktan bir iki ay kimseden bir haber almadım. Ne annem, ne de babam, beni arama zahmetine girmediler. Açıkçası bu beni yaralamadı değil. Tamam ikinci planda olmaya alışıktım ama kızınız tek kelime etmeden ortadan kaybolmuş bir zahmet biraz merak edin lütfen. Tabii bunda da ablamın parmağı vardı. Benimle ilgili konularda onları yönlendirmeye bayılırdı. Annemin bir kere olsun Jale ile ilgili bir konuda bana danıştığı olmamıştır ama benimle ilgili sürekli konuşurlardı, okuldan ayrıldığımda Jale’yle dertleşti, Engin’i terk ettiğimde Jale’yle dertleşti, spor salonunda çalışmaya başladığımda Jale’yle dertleşti; hepsinde de bana nasıl davranmaları gerekiyor diye ondan tavsiye aldılar. Sanki kendi kararlarımı verebilecek zekaya sahip değilmişim de birilerinin yönlendirmesine ihtiyaç duyuyormuşum gibi sürekli dolaylı yoldan ablamın müdahalesine maruz kalıyordum. Tam tersi hiç olmadı ama; annem bir kere olsun Jale ile ilgili tek kelime etmedi bana. Hayır, kız arzu ettikleri gibi mükemmel biri olabilirdi belki de ama süpermen hakkında bile anlatacak bir konu bulabilirken Jale hakkında hiç mi bir iki kelime konuşamıyorduk? Nedeni Jale’nin kendisiydi, küçüklüğümüzden beri ablam kendisiyle ilgili hiçbir konunun, ne iyi ne de kötü, bana anlatılmasını istemiyor olmasıydı. Hiç anlatıldı da bir sorun mu çıktı, bilemiyorum? Ama konu ablam olunca en son benim haberim oluyordu. Evleneceğini o kadar geç öğrendim ki kendime kıyafet dahi hazırlatacak zamanı zor buldum. Jale ile ilgili bir laf etmek bizimkilerde tabu gibi bir durumdu, artık bir başarısını çok kıskanırım da intihar ederim diye mi, kötü bir durumda zil takıp oynarım diye mi endişeleniyorlardı, hiçbir fikrim yok? Gerçek o ki, ben ailedeki katalizördüm ve artık ben olmadığıma göre kimin hakkında dedikodu yapılacaktı? Kimin morali bozulup, ezikliği üzerinden mutlu olunacaktı? Ben olmadan Jale kendisini iyi hissedecek işkenceyi kime yapacaktı?
Telefona cevap verir vermez “Hep bu kadar abartmak zorunda mısın?” diye konuşmaya başladı. Suratına kapattım. Yine aradı, bu sefer “çocukça davranıyorsun,” diye başladı yine suratına kapattım. Üçüncü arayışında hizaya gelip beni annemle vurmaya çalıştı “onu üzüyorsun,” dedi. Cevap vermedim, telefonda söyleyeceğini söylemesini bekledim. Bir iki saniye sessizlik oldu, benim konuşmamı bekliyordu, her zamanki gibi kazanamayacağım bir tartışmaya girmemi bekliyordu ama bu sefer istediği olmayacaktı. Sustum, “çocukça davranıyorsun” demeye yeltendi ama kelimeler daha hattın diğer ucundan bana ulaşamadan özür dileyip yine yüzüne kapatmama mani oldu. İlgili bir abla gibi nerede olduğumu sordu. Onu ilgilendirmediğini söyledim. En azından iyi olup olmadığımı, yardıma ihtiyacım var mı diye sordu. Beni sapıklıkla suçlayan bir ailenin yanından olduğumdan daha iyi olduğumu söyledim ve ilgiliymiş gibi yapmamasını. Bu zamana kadar nasıl destek oldu ki şimdi yardım teklif ediyordu? “Bak bu konuşmayı yapmaktan ben de memnun değilim,” diye sanki birilerinin zoruyla arıyormuş gibi yaptı. Tekrar telefonu kapattım. Buna artık izin vermeyecektim. En büyük adımı attım, ailemi terk ettim zaten şimdi ablamın en ufak lafında dahi alttan alırsam tüm çektiğim eziyetler boşa gitmiş gibi hissederdim. Ya benimle düzgün konuşacaktı ya da hiç o telefonu açmayacaktı. Yine aradı, “bak,” dedi “bizimkiler çok yaşlılar, yanlarında birinin olması gerekiyor.”
“O zaman yakınlarına taşınsan iyi edersin,” dedim. Yıllarca onlarla ben ilgilendim, şikâyet ettiğimden değil ama tüm ihtiyaçlarını görüp üzerine de hayırsız evlat muamelesi görmek insana baya bir koyuyordu.
“Benim oraya taşınamayacağımı biliyorsun.”
Yine yapıyordu. İşin içinden tereyağından kıl çeker gibi çıkıyordu. Nasıl beceriyordu bilmiyorum ama ablam her durumda kazanmak konusunda çok yetenekliydi. Tam bir sosyopat yeteneği, tüm suçun kendisinde olduğunu bilmesine rağmen bir özür dahi dilemeyi aklının ucundan geçirmiyordu çünkü özür dilemek onun kitabında suçlu olduğunu kabul etmek anlamına geliyordu ve Jale asla suçlu olamazdı. Kocasını ayartmak gibi büyük bir iftira atmasına rağmen benim alttan almamı istiyordu, kendi konfor alanı bozulmasın diye benim kurduğum şu küçücük güzel dünyayı paramparça edip, kediciği, Haydar’ı, Ataköy’ü, Spor salonu, Erkan’ı geride bırakıp annemlerin yanına taşınmamı istiyordu. “Ona gerçeği söyle,” dedim sessizce, neredeyse fısıldayarak. “Anlayamadım?” hayır anlamıştı. Ne istediğimi çok iyi biliyordu ama işine gelmediği için aptala yatıyordu. “Ona gerçeği söyle, başka kimsenin bilmesine gerek yok, annemlere söylemesen de olur, ikinizin arasında da kalabilir ama ona gerçeği söyle yoksa ben söylerim. Hatta söylemekle de kalmam ispatlarım.” Jale’nin kocasını aldattığını nasıl ispatlardım hiç bilmiyordum ama ağzımdan bir kere öyle çıkıverdi. Jale de nerden çıktığını anlayamadı ki cevap veremedi. Hattın diğer tarafında yutkunduğunu duyuyordum. Konuşmak istiyordu ama ters bir kelime eder diye çekiniyordu. Öyle sessizce bir iki saniye bekledik. Sonra ben “bir an önce söyle çünkü geç kalıp benim söylememi istemezsin” dedim ve telefonu kapattım. Bu ablam karşısında kazandığım ilk zaferdi. Jale kocasına onu boynuzladığını söylemezse ben söyler miydim? Sanmıyorum. Gerçi bugüne kadar ablamı tehdit etmeyi de düşünmüyordum ama gel gör ki bana yaşattıkları beni değiştirdi. Artık ben buyum, hayatınızda hep olmasını istediğini o karakterdim.