
Hava sıcaktı ve Sibel palmiyenin altındaki gölgede serinlemek istiyordu. Kışın altında oturduğumuz aynı palmiyeydi. Bülent’i terk etmesinin üzerinden altı ay geçmişti. Belki de daha fazla. Aslında onu terk etme arzusunu ilk defa bu palmiyenin altında dillendirdiğini itiraf etti. Sesinde bir pişmanlık vardı. Bülent’ten ayrıldığından beri başka biriyle birlikte olduğunu görmedim. Belki birkaç kişiyle çıkmıştı. Kısa süreli ilişkiler ona göre değildi. Bana göre de değildi. Gerçi ben uzun süreli ilişkileri de pek yürütemiyordum. Oksana o yüzden tam bana göre bir kadındı.
Birlikte değiliz, dedim. Sibel ev arkadaşıyla ilişkimle ilgili sürekli sorular soruyordu. Bülent’le birlikteyken hep mayo giyerdi. Onu ilk defa bikiniyle görüyordum. Biraz kilo almıştı ama bunun belli olmasından rahatsız oluyormuş gibi durmuyordu. Kadınların ayrılıkları nasıl karşıladığını beslenme alışkanlıklarına bakarak anlayabilirdiniz. Sibel’in iyi karşılamadığını sadece yediklerinden değil davranışlarından da anlayabiliyordum. Bülent’le birlikteyken sürekli gülen, neşeli bir karakterdi. Şimdiyse, sessiz, içine kapanık, asık suratlı bir kadına döndü. Espri yapsa bile sadece gülümseyen biri haline geldi. İçinde bir türlü iyileşmeyen bir yarası varmış gibi melankolikti. Hüzünlü olmak ona yakışmıyordu.
Beldibi kışın daha güzeldi. Tenhalığı ben de severdim ama hangisinin daha güzel olduğunu hiç düşünmedim. Benim bir mevsim fanatikliğim yoktu, hepsinin ayrı bir güzelliği vardı. Benim de favorim kıştı. Antalya kışları. Buzu sadece bardağımda severdim. Onu özlüyor mu diye sordum. Kimi? Bülent’i mi? Belki? Onun etrafta olmasına alışkın olduğunu söyledi. Şimdi buralarda olmaması garip hissettiriyormuş. İnsanlara bakınca her zamanki gibi bir yerlerden koşup geleceğini görmeyi bekliyormuş. Gülümseyerek bir istediği var mı diye sormasını… Bülent’i değil de kendisine onun gibi davranacak birini özlüyordu.
Oksana’ya öyle davranmıyordum. Hayatımda hiç kimseye Bülent’in Sibel’e davrandığı gibi davranmadım. Ben öyle biri değildim. Olmayı isterdim, gerçekten. İnsanları onore eden kişilere çok imrenirdim. Belki yapamayacağımı bildiğim için. Yapmak istemediğimden değil, yapmayı beceremediğimden. Denedim ama çok komik oldu. Karşımdakinin pek onore olduğu da söylenemezdi. Deniz’e girelim mi? diye sordu. Aslında çok da kilo almamıştı. Önümde bikinisinin içinde öyle yürüdüğünde inanılmaz bir fiziğinin olduğunu fark ettim. Oksana kadar iyi değil. Ama Nermin’le yan yana durunca gerçekten de çok çok iyi görünüyordu. Bazılarının bikini giymesi yasaklanmalıydı.
Yeni bir ev arkadaşı aramıyordum. Bülent aşırı uyumluydu. O gittikten sonra başka birine katlanabileceğimi sanmıyordum. Zaten ev arkadaşı edinme yaşını çoktan geçmiştim. Hala üniversitede okuyormuş gibi yaşamanın anlamı yoktu. Kira beni biraz zorlardı ama ayrıcalıklarımdan bir iki kesinti yaparsam çok da sıkıntı olmazdı. Sibel istersem Bülent’in yerine taşınabileceğini söyledi. Bu bir teklif miydi yoksa sadece sesli mi düşünüyordu anlayamadım. Kızlar ne olacak? diye sordum. Üç kişiyle bir evi paylaşacak yaşı geçtiğini söyledi. Bir kadınla hiç ev arkadaşlığı yapmamıştım. O da daha önce hiçbir erkekle bir evi paylaşmamıştı. Ama ev çok güzeldi. Hem her yere çok yakındı hem de manzarası iyiydi. Gerçi Antalya’da çok fazla bir manzara seçeneğiniz yoktu. Hemen hemen tüm evler aynı manzaraya sahipti. Tabii çoğu evin de hiç manzarası yoktu.
