Oksana’dan ayrılalı birkaç hafta olmuştu. Hiç birlikte miydik, bilemiyordum? Bir ilişki adamı değildim, asla da olmadım. Yalnız iyi bir ev arkadaşıydım. Uyumluydum. Huysuz ama uyumlu. Ev karakterim birlikte yaşadığım insana göre değişirdi. Dağınık biriyle dağınık, düzenli biriyle düzenli olurdum. Sibel’le birlikteyken ise garip bir şekilde kendim oldum.
Sibel birkaç hafta önce evime taşınmıştı. Oksana’yla aramda yaşananların sonra ermesi de ondan biraz sonra oldu. Benden ayrılmasının Sibel’in evime taşınmasıyla alakalı olduğunu düşünmüyordum. Oksana o tarz biri değildi. Yani kıskanç bir kadınla zaten o kadar uzun birlikte olamazdım. Kıskanç insanları sevmezdim. Yine de Oksana ile aramda yaşananların bitmesi Sibel’in suçuydu. Kadınlar arası bir mevzuydu. Ne olduğunu hiç söylemedi. Hatta öyle bir mevzunun olduğunu dahi kabul etmedi. Ama kesin vardı. Ya kızlar Sibel’in evden ayrılmasına bozulmuşlardı ya da işle ilgili bir problemleri vardı. Sibel hala aynı dans grubundaydı. İşten çok bahsetmezdi ama bir sıkıntının olduğu da aşikardı. Hem kızlarla da artık görüşmüyordu. Konu açılınca onların ne kadar harika insanlar olduğunu söylerdi ama laf neden görüşmediklerine geldiğinde sessizleşir, sohbetin yavaşça değişmesini beklerdi. Hep benimle ilgili bir mevzu olduğundan şüphelendim. Benimle ilgili bir mevzuysa da kesin Oksana ile ilgiliydi. Ama bunları hiç Sibel’e sormadım. Zaten gerçek olma ihtimali imkansıza yakındı. Ben uğurunda arkadaşlarınla kavga edecek değerde bir insan değildim. Zaten öyle bir kavga olsaydı bunu Oksana’dan öğrendirdim. Oksana öyle uğruna kavga ettiği erkeği rakibine bırakacak tarzda bir kadın değildi.
Sibel’in Nermin’le görüşmemesi beni daha çok şaşırtmıştı. En çok onunla takılırdı. Bülent’le çıkarken sürekli ona birini ayarlamaya çalışırlardı. Kendisini onların yanında sığıntı gibi hissetmesin diye. Beni bu işe bulaştırmadıkları için çok memnun olmuştum. Teklif dahi etmemişlerdi. Anladığım kadarıyla Sibel bir ara bunun muhabbetini açmış, Nermin’de kusar gibi yaparak reddetmişti. İnsanı kusturacak kadar iğrenç bir tip değildim aslında. Kadınların beni çekici bulmamalarına alışıktım. Yakışıklı biri değildim ama bir çekiciliğim de vardı. Kendime göre. Çirkin erkek çekiciliği. Nermin, Sibel’in yanıma taşınmasına yardım etmişti. Ben kolileri taşırken o beş karış suratla bir odadan diğerine girip çıkıyordu. Sible’in yanıma taşınmasına çok bozulmuştu. Bence onun yanından taşınmasına bozulmuştu.
Hava çok sıcaktı ve Sibel yanıma, klimanın karşısına oturdu. Sabahın erken saatiydi ama Antalya sıcak olmak için vakit ayırt etmezdi. Sibel spordan yeni gelmiş kadar terliydi. Oysa henüz uyanmıştı. Odasına klima taktırması gerektiğini söyledi. Elindeki birayı terli boynuna tutup serinlemeye çalışıyordu. Dolapta bulduğu tek soğuk şey o şişeydi. Yoksa kahvaltıdan önce içmek gibi bir alışkanlığı yoktu. Yanıma taşındığı gün beni şu anda oturduğumuz kanepeye oturtup ev kurallarını saymıştı. Daha önce birlikte yaşadığım insanların ev kuralları yoktu. Sibel’in de sadece bir tane vardı. Evde bundan sonra iç çamaşırlarıyla dolaşmak yasaktı. Tüm erkekler evde donlarıyla gezer genellemesiyle böyle bir karar aldığını düşündüm. Ama Bülent’le çıktıkları dönemde birkaç sefer koridorda beni donla yakalamış olması da bu kurala neden olmuş olabilirdi. Sibel, kural ikimiz için de geçerli demişti. Yoksa iç çamaşırlarıyla dolaşmasından rahatsız olacak değildim. Sanırım kural bu sabahlık rafa kalkmıştı. Üzerinde sadece iki parça kumaş olduğunun farkında olduğunu sanmıyordum. Hava çok sıcaktı ve Sibel’in tek düşünebildiği serinlemekti.
Bu sıcakta benim nasıl yattığımı sordu. Salonda yattığımı söyledim. Kliması olan salonda. Kanepede mi uyuduğumu sordu. Yataklı kanepe olduğunu söyledim. İki kişilik mi? Bülent’le sığdığımızı söyledim. Bu akşam kesinlikle burada yatıyorum, dedi. Herhalde birlikte demek istedi. Klimasız bir yerde asla yatamazdım. Yanıma taşınırken sıcakta yatmak zorunda kalacağımdan bahsetmemişti. Hayatta sıcakta yatmazdım. Neyse ki beni salondan kovmaya kalkmadı. Hatta Netflix’te şu heyecanlı olmayan polisiye dizisini açmama da izin verdi. Aslında uyumak üzereyken dizinin normaldekinden daha eğlenceli olduğunu bile itiraf etti.
İkimiz de dizinin bir bölümü bitmeden uyuya kalmıştık. Uyandığımda, bana bakıyordu. Uyuyamadın mı? diye sordum. Harika uyuduğunu söyledi. İlk defa. Bu evde ve terlemeden. Odana bir klima taktırması gerektiğini söyledim. Ona ayıracak parasının olmadığını söyledi. Herhalde kışa kadar birlikte salonda yatmak zorunda kalacaktık. Buna itirazı yoktu. Sanırım benim de yoktu.
Ertesi gün Nermin’i evde görmek beni şaşırtmıştı. Sibel’in taşınmasından sonra ilk defa bize geliyordu. Nasıl olduğunu sordum? Sibel’in odasına klima taktırdıklarını söyledi. Öyle mi? Sibel gülümseyerek kafasını salladı. İşte Nermin’e sıcaktan salondan yattığımızı söylemişti. Nermin’de arkadaşına üzülüp ona sponsor olmaya karar vermişti. Bunun harika bir davranış olduğunu söyledim. Gerçekten de öyleydi. Keşke benim de Nermin gibi bir arkadaşım olsaydı. Odamda klima olması çok da umurumda değildi. Öyle odasında çok vakit geçiren biri değildim. Yatarken de zaten salonda, klimanın karşısında uyuyordum. Ama başka konularda bana parasal olarak destek verecek bir arkadaş hiç de fena olmazdı. Nermin, mahremiyet önemlidir, dedi. Evet, bence de önemlidir.
Akşam olunca Sibel yine benimle kanepede yattı. Odasında televizyon yoktu. O heyecanlı olmayan polisiyeyi izlerken beşikte sallanan bebek gibi uyuya kaldığın söyledi. Evet, o dizinin öyle bir etkisi vardı. Belki Nermin’e bundan bahsederse odasına bir televizyon için de sponsor olabileceğini söyledim. Kesinlikle olacağını söyledi.
