Serpil’ler Kaideyi Bozmaz

Deniz, Serpil'le doğum günü sabahında geçmişinden uzaklaşmak istediğinde karşılaştı. Bir otobüs durağında, mahalleden çıkan ilk aracı beklerken.

Gerçekten de Erkan ile bir çift olabilirdik. Bunun gerçekleşme olasılığının neresinde benim kararımın durduğunu bilmiyorum ama kesin emin olduğum bir şey varsa o da ben istemediğim için olmadığıdır. Böyle konuşan insanlardan nefret ediyorum ama ben isteseydim gerçekten de bir ilişkimiz olurdu. Zaten ülkemizde ilişkilerin hemen hepsi kadınların kararlarıyla başlar. Biz istersek olur, istemezsek olmaz. Tanıdıklarım arasında bir tek Sibel bir istisnadır. Onun da nasıl olup Deniz ile birlikte olamadıklarını hala anlamış değilim. İlişkilerde ağırdan almak iyidir ama karşınızda rakip olarak Rana gibi bir yırtıcı varsa sevdiğiniz erkeği elinizde tutmak için biraz aceleci davranmanız gerekir.

Serpil büyüdüğüm mahalleden bir arkadaşımdı. Beraber büyüdük diyebilirim ama beraber büyüyenler kadar da samimi değildik. Biz daha çok aynı ortamlarda çokça bulunmuş samimi olmayan çocukluk arkadaşlarıydık. Pratik manada beraber büyümüştük ama hayatımızın çok kısa ve gereğinden geç bir döneminde yakınlaştık. Serpil, bildim bileli Deniz’e aşıktı ama bu aşkını bir türlü dillendirememiş hep kendi içinde yaşamıştı. Onun olayı Deniz’i işte öyle uzaktan sevmekti. Aşkı o kadar gerçeküstüydü ki buna platonik aşk bile diyemiyorduk çünkü onu başkalarıyla görmek onu yataklara düşürmüyordu. Evet, ilginçtir Serpil’i hiç Deniz için ağlayıp zırladığını görmedim. O dediğim gibi kendisini hiçbir zaman Deniz’in koluna yakıştırmamış, elinde olanla yetinmiş, onu uzaktan sevmeye razı olmuştu. Deniz bir kızla yanından geçse kıskanacağına ona selam verdiği için mutlu olurdu. Yalnız Deniz de sürekli kolunda bir kızla önünüzden geçen bir tipti. Yakışıklı falan değildi, çekiciydi o tamam ama onda şu erkek güzelliği yoktu, sadece tarif edemediğimiz garip bir albenisi vardı.

Deniz, zor bir karakterdi. Geçinilmesi zor ya da tahammül edilemeyecek değildi, tanımlanması zor bir karakterdi. Özellikle aşk meşk olaylarında. Deniz, erkek kadar çok kız arkadaşa sahip olan tiplerdendi. Medeniliği konusunda çevresindeki hemcinslerinin çok ilerisindeydi. Herkes ve her şeyle dost olabilirdi. Peygamber gibi bir huya sahipti, sokak hayvanları bile kucağına atlamak için fırsat kollardı. Yedi dağla barışık bir tipti. Kızlarla aşırı samimiydi ama hiçbirinden bir beklentisi yoktu. Size sarılırdı, kolunuza girerdi, öperdi hatta bazılarıyla daha yoğun duygular da yaşardı ama asla bir ilişkiye dönüşmezdi. Onun ilkokul yıllarından beri çıktığı sadece bir kız vardı o da Rana’ydı.

Rana, Deniz olmasaydı mahallenin orospusu olurdu. Deniz’le ayrıldıktan sonra çok da farklı biri olmadı. Terk edilmişliğin onda hiçbir yara açmadığını ispatlamak istercesine bir sevgiliden ötekine geçti, biriyle çıktı beğenmedi başkasına takıldı, olmadı öteki, ta ki kendisine tanrıça gibi davranacak, nazlarını, kaprislerini, aptalca tavırlarını çekecek birini bulana kadar; bir zamanlar Deniz’in yaptığı gibi. Bulduğunda da onunla evlendi. İki çocuğu oldu. Harika bir evlilik yaptı demek isterdim ama hayır, harika bir evlilik yapan Deniz’di. Rana evlilik hayatını çirkeflik üzerine kurduğundan iki çocuk ve bir ömür alttan almalardan sonra kocası daha fazla kaprislerine dayanamayarak onu terk etti. Rana da iki çocuğuyla babasının evine döndü. Annem sürekli bana onu örnek gösterirdi. Benimle aynı yaştaydı, ben henüz evlenmeyi bırak daha nişanlanmamışken Rana iki çocuk doğurup boşanmıştı bile. Annem bu şekilde evde kaldığımı anlatmak istiyordu ama Rana örneğinde şanslı olan taraf ben miydim yoksa Rana mıydı emin değilim.

Rana ile Deniz’in çok yorucu bir ilişkisi vardı. Dışarıdan izleyenler için bile öyleydi. Garip bir ayrılık rutinleri vardı. Bile isteye uyguladıklarını sanmıyordum ama hemen hemen her hafta bir ayrılık krizi yaşarlardı. Onlarınki çok uzun süren ilişkilerde çözülmeyen problemlerin kemikleşmesiyle doğal olarak meydana gelen fikir ayrılıklarıydı. Özellikle çirkefliği ve kaprisleri Deniz gibi peygamber sabrı olan bir çocuğu bile çileden çıkarıyorsa… Rana gibi bir kabusla birlikteyseniz hafta sonlarını kafa dinlemek isterdiniz ve iki günlük bir mola için her fırsatı değerlendirirdiniz. Gerçi terk edilen hep Deniz olurdu ama bunu muhtemelen bilinçli yapıyordu. Rana’nın kaprislerine katlanmak Deniz için bile çok zordu. Çocuk ancak cumaya kadar dayanabiliyordu sonra yerine getirilmesi imkânsız isteklere bir hayır diyordu ve kıyamet de bundan çıkıyordu. Rana güzel bir kızdı, gerçekten ama iğrenç bir karaktere sahipti. Bazen sırf hafta sonları arkadaşlarıyla kafasına göre takılabilmek için sudan sebeplerden olay çıkartıp Deniz’den ayrıldığını düşünürdüm. Deniz’i terk ettikten sonra, sözüm ona kafasını dağıtmak için kendisi gibi kevaşe tipli arkadaşlarıyla ‘eller havaya’ya giderdi. Deniz ise ya kendini eve kapatırdı ya da onu önemseyen bir iki kişiyle birlikte adını söyleyemeyecek kadar sarhoş olurdu.

Bunlar Rana ve Deniz’in rutinleriydi. Özetlersem Rana ne zaman tek başına alemlere akmak isterse Deniz’den imkânsız isteklerde bulunurdu, yerine getirmek imkânsız olduğundan Deniz’le bozuşurdu ve onu hafta sonu üzerine terk ederdi, gezip tozup eğlendikten sonra da bir yolunu bulup Deniz’in önünde diz çöküp af dilemesini sağlardı.

Tabii ilişkiler uzadıkça rutinler de değişir. Zaman bu, bitip tükenmez bir değişim dalgasıdır. Hafta sonu ile sınırlı kalması tasarlanan ayrılıklar uzamaya başladı, Deniz eskisi gibi ilk fırsatta Rana’nın ayaklarına kapanmıyordu. Rana, bundan hoşnut değildi. Git dediğinde giden gel dediğinde gelen güzel çocuk isyan etmeye başlamıştı. Bir şekilde onu eski haline döndürmesi gerekiyordu ama Deniz artık özgürlüğün tadını almıştı, eski haline dönmeye de hiç niyeti yoktu.

İpin koptuğu olay bir yaz tatilinde oldu. Ayrılıklar günlerden haftalara doğru evrildiğinden Rana artık Deniz’i daha az terk ediyordu. Hatun, Deniz’i kendisinden daha fazla uzaklaştırmak istemediğinden kaprislerini yapılabilir seviyelerde tutuyordu hatta kimsenin bilmediğini sandığı kaçamakları, tek başına partilemeleri dahi feda etmişti. Ancak ne zaman hayatını yola koymak ve kötü alışkanlıklarınızdan kurtulmaya karar verseniz sizi baştan çıkaran, reddedilmesi imkânsız bir teklifle karşılaşırdınız. Rana’ya da bu oldu. Bedava bir mavi tura katılma fırsatı elde etti. Bir arkadaşı sevgilisinden ayrıldığı için önceden aldığı mavi tura yanında götürecek birini bulması gerekiyordu yoksa parasını çöpe atmış olurdu. Çoğunlukla çiftlerin katıldığı bir tur olduğundan yalnız katılmak çok garip gözükeceğinden tek başına da gitmek istemiyordu. Deniz tabii ki sevgilisinin başka bir erkekle romantik bir tura çıkmaya razı olmazdı bundan dolayı Rana suni bir tartışma yaratacaktı, kendisine kötü davrandığı için Deniz’i terk edecekti ve kafa dinlemek için şehir dışına çıkacağı mazeretiyle arkadaşıyla mavi tura katılacaktı. Ancak Rana’nın planı istediği gibi gitmedi. Gerçi Deniz’le kavga edip ondan ayrıldı ve gerçekten de bedava mavi tura katıldı ama döndüğünde mahallede kendisini bekleyen bir Deniz bulamadı.

Deniz de aynı Rana gibi kafasını dinlemek için şehir dışına kaçmıştı. Kimse nereye gittiğini bilmiyordu. Rana resmen çıldırmıştı. Bir türlü Deniz’den haber alamıyordu. Aklına başka bir kadınla bir yerlerde gününü gün ettiği geliyordu ama bir yandan da Deniz’in o tarz biri olmadığını, asla onu aldatmayacağını düşünüyordu. Oysa aldatılacak bir durum yoktu ortada, onlar ayrılmıştı. Bunu Rana’ya söylediğimde gözleri aydınlanmanın etkisiyle parladı ve ağlamaya başladı. O ana kadar Deniz’i gerçekten de sevdiğini düşünmemiştim, bana göre onu sadece kullanıyordu. Bence kendisi de bunun farkında değildi yani o güzel çocuğa âşık olduğunu kendisi bile bilmiyordu.

Ayrılıkları üç ay sürdü. Rana İstanbul’da salya sümük ağlayıp onun adını sayıklarken Deniz Beldibi’nde İsveçli bir kızla aynı çadırı paylaşıyordu. Kız uçağa binip memleketine dönünce bizim oğlan da mahalleye döndü. Sonra biz ne yaptık, tüm mahalle el birliğiyle iki aşığı barıştırdık. Aslında hepimiz ikisinin ayrılmasından memnunduk, taraf tutmak gibi niyetimiz yoktu. Zaten tüm mahalle erkek tarafındaydı ama Rana tüm yaz öyle bir duygu sömürüsü yaptı ki sokağın köşesindeki dilenci amca bile onu mutlu etmek için sabah sabah elinde gofretlerle kapısında bekler oldu. Bu da o yaz hatırladığım en saçma teselli şekliydi. Rana o kadar snobtu ki kapısında abur cuburla bekleyen bir dilenci görmek moralini düzeltmek bir yana tam aksine onu daha da bunalıma sürükledi.

Üç aylık ayrılık ikisine de iyi gelmişti. Rana, yaz tatilini ağlayarak geçirdiğinden uzun süre kapris yapmadı. Deniz ise üç ay başka bir kadının koynunda geçirerek terk edildiğinde de hayatın aslında başka bir yerde çok daha güzel bir şekilde devam ettiğini öğrenmişti. Artık eskisi gibi Rana’yı şımartmadı.

Tabii düzen değişse de alışkanlıklar aynı kaldı. Rana, Deniz’in eskisi gibi olmasını istiyordu ama o tren kaçmıştı artık. Rana eski düzenini yeniden kurmak için ağırdan aldı, sabırla Deniz’i yeniden kendisine aşık etmeye çalıştı ama o kadın hiçbir zaman sabırlı biri olmadı ki şimdi olsun. Birkaç ay sonra, aralık gibi Deniz’i, hem de doğum günü arifesinde terk etti. Serpil de işte o zaman ortaya çıktı.

Serpil mahallemizin kızıydı ama çok ortalarda görünmezdi. Mahalleye çok da takılmayan tiplerdendi. Entel dantel tayfadandı. Bize göre ağır asosyaldi ama kendi çevresinde eminim bayağı bir popülerdi. Rana, Deniz’i doğum gününden bir gün önce terk edince Deniz yazın yaşadığı tecrübeyi bir şekilde İstanbul’da yeniden yaşamak istedi. Çocuğun artık Rana’nın oyunlarını oynamak istemediği açıktı ama ondan tam olarak nasıl uzak duracağını da bilemiyordu. Tek bildiği mahalleden uzaklaşması gerektiğiydi. O da mahalleden çıkan ilk kişiye takıldı, Serpil’e.

Deniz, Rana tarafından terk edildiği günün ertesinde, yani doğum gününde sokağa çıkmış ve sabah sabah tek başına durakta otobüs bekleyen Serpil’e rastlamıştı. Serpil de bu mahallede büyümüştü hatta onunla aynı okula dahi gitmişti, buna rağmen Deniz onu daha yeni fark ediyordu. Sıradan bir günaydınla başladılar konuşmaya ve Deniz nasıl acil olarak mahalleden uzaklaşması gerektiğinden bahsetti. Böylece Serpil onu gittiği yere davet etti, artık her nereye gidiyorduysa. Güzel bir ikili olmuşlardı, sabah Deniz onu evinin önünden alıyordu, birlikte duraktan bindikleri otobüslerle Serpil gibilerinin takıldığı yerlere gidiyorlardı ve akşam da yine beraber mahalleye dönüp evlere dağılıyorlardı. Serpil büyük bir ihtimalle kimsenin bilmediği o arkadaş çevresiyle tanıştırmıştı Deniz’i ve artık o insanlar nasıl tiplerse Deniz onlarla takıldığı için çok mutlu olmuştu. Gerçek manada Deniz’in güldüğünü Serpil ile takıldığı zamanlarda gördük. Sanki öncesinde hiç mutlu olmamış gibi neşeliydi. Herkes ilişkilerini merak ediyordu ama Deniz sadece arkadaş olduklarını söylüyordu. Oysa hepimiz birlikte olduklarını biliyorduk ya da birlikte olduklarına inanmak istiyorduk.

Tabii ki kadınların ilk adımı atmasını kimse beklemezdi ama sonuçta bu yazılı olan bir kural da değildi. Deniz kız tavlamak konusunda tam bir acemiydi. Hayatı boyunca hiç kimseye açılmamıştı ki Serpil’e aşkını ilan etsin. Rana ile neredeyse ilkokul yıllarında çıkmaya başlamıştı. Kendileri dahil hiç kimse, kim kime çıkma teklif ettiğini hatırlamıyordu bile. Yazın birlikte olduğu İsveçli hatun ise farklı bir kültür çevresinden geliyordu. Onların orada kız ya da erkek fark etmez fırsatını bulan duygularını açıklardı. Dolayısıyla Serpil, Deniz’in ona aşkını ilan etmesini boşuna bekliyordu. Zaman dursa ve sonsuza kadar bekleme ihtimalleri bile olsa hayatta böyle bir seremoni gerçekleşmeyecekti. Zaten Deniz halinden memnundu, Serpil’le olan mevcut ilişkileri onun için yeterliydi. Bundan daha fazlasını istemezdi demek istemiyorum ama eldekine de razıydı. Serpil ise Deniz kadar bulutlardaydı hatta ondan daha yükseklerde bile uçuyordu. O da elindekinden memnundu, daha fazlasına sahip olabileceğini aklından dahi geçirmiyordu. Bundan dolayı ikisi de Rana ortaya çıkınca hazırlıksız yakalandılar.

Serpil hayatımda tanıdığım en pozitif insandı. Onunla, Deniz ile Rana yeniden çıkmaya başlayınca samimi oldum. Kıza üzülmüştüm, tam Deniz’le birbirlerine iyi gelirken o kevaşenin ortaya çıkıp çocuğu yeniden ayartmasına sinir olmuştum. Oysa Serpil hayatından memnundu. Deniz ile geçirdiği zamandan sanki peri masalıymış gibi bahsediyordu. Rana’nın onu kendisinden çalmış olması gerçeği yerine harika bir iki ay geçirip, muhteşem anılar biriktirdiğinden bahsediyordu. Meğer içine kapanık Serpil çocukluğundan beri Deniz’e aşıkmış ve artık bitmiş olmasına rağmen onunla iki ay baş başa sevgililiğin sınırlarından geçmiş olmasından dolayı inanılmaz pozitif sonuçlar çıkarıyordu. Duruma bir kayıp ya da bunalıma girmesine neden olan bir olay gözüyle bakmıyordu. Hayır, çocukluğundan beri yaşamayı arzu ettiği hayata bir süreliğine de olsa sahip olduğu için şükrediyordu.

Serpil, Deniz ile geçirdiği o muhteşem iki ayın hayatına yaptığı pozitif katkılar sayesinde değişti, açıldı, sosyalleşti, güzelleşti; biriyle tanıştı, nişanlandı, evlendi ve çok mutlu bir hayat sürdü. Hala aynı insanla evli ve bir çocuğu var.

Rana ile Deniz’in ilişkisiyse sürmedi, yaz gelmeden yine ayrıldılar; bu sefer Deniz, Rana’yı terk etti. Bir daha da barışmadılar. Deniz belki Serpil’le birlikteykenki kadar mutlu görünmüyordu ama kesinlikle Rana’dan kurtulduğu için eskisinden daha iyi durumdaydı. O da birkaç yanlış ilişkiden sonra hayatının aşkıyla tanıştı ve evlenip çocuk sahibi oldu. Bugüne kadar da mutlu ve evli olarak yaşıyor.

Bu üçü arasından hayatı istediği gibi gitmeyen bir tek Rana’ydı. Oysa hepsinin arasında en güçlü karakter oydu. Deniz onu terk etmesinin daha ikinci gününde başka biriyle çıkmaya başlamıştı. Zaten çok güzel bir kızdı öyle sevgili bulmak gibi derdi hiç olmayacaklardandı. Ne yazık ki her birliktelik insanları mutlu etmiyordu. Rana da herhangi biriyle birlikte olmak istemiyordu. Onun aklında hala Deniz vardı, artık Deniz söz konusu olmasa bile. Buna rağmen birlikte olduğu her erkekte onu aradı, kendisine onun gibi davranan birini bulmak istedi ve Deniz’e en yakın kişiyi bulduğunu düşündüğü anda onu da kaçırmamak için hemen evlendi ve kendisi kadar güzel iki çocuk doğurdu. Herhalde kocası gereğinden fazla Deniz’e benziyordu ki ilişkileri peri masallarındaki gibi sonsuza kadar sürmedi.


Yorum bırakın