Yeni hayatım beklediğimden güzel başlamıştı. Sonucunu düşünmeden aldığım ani bir kararla tüm hayatım boyuna yaşadığım annemlerin evinden taşındım, hiçbir sorun yaşamadığım işimden istifa ettim ve çocukluğumdan beri yaşadığım mahallemi terk ederek karşıya yerleştim. Benim için Avrupa yakası İstanbul’un kaos tarafıydı. Normalde mecbur olmadıkça köprüyü geçmediğim yere taşınmanın mantıklı bir tarafı yoktu ama ailemden olabildiğince uzak olmak istiyordum ve Ataköy olabilirliğin tam da sınırındaydı.
Engin’den sonra hayatıma doğru dürüst kimse girmemişti. Onu ben terk etmiştim ama tüm terk edilen sendromlarını yaşıyordum. Bunalıma girmiştim hem de bunalımda olduğumun daha farkında bile olmadan. Çevremde görünmez bir duvar örmüştüm, kimseyi yanıma yaklaştırmıyordum. Hırçındım, aksiydim bana yaklaşmaya çalışan herkesi uzaklaştırıyordum. Anneme göre ayağıma gelen fırsatı teptiğim için bir daha Engin gibi birini asla bulamayacaktım, hatta evde kalmam kesindi. Bir süre de onun dediği gibi oldu, çevremdeki erkekleri üzerimde bir lanet varmışçasına uzaklaştırıyordum.
Ani bir öfkeyle karşı yakaya taşınıp kendime yeni bir hayat kurduğumda bu lanetin de kendiliğinden ortadan kalkacağını sanıyordum. Anladığım kadarıyla lanetler bu şekilde işlemiyordu, artık Engin bana nasıl bir beddua ettiyse talihsizlikler peşimi bırakmıyordu. Bir ara bizimkiler bunların nedeninin iyi birinin kalbini kırmış olmamla ilgili olduğunu söyleyip, kurban kesmemi istediler.
Kurban kesmek, ben? Hayır, Engin düşündükleri gibi iyi bir insan olsa onlara inanacağım ama o iyi biri değildi, hiç de olmadı. Bildiğiniz kendini beğenmiş şovenistin tekiydi, tüm dünya onunla ilgili olmalıydı, ya onunla ilgili olmalıy ya da var olmamalıydı, Engin’in mottosu buydu. Bu yüzden o beni lanetlemiş olamazdı, Engin’in bedduası tutmazdı. Hepsinden önemlisi o başkası için kılını kıpırdatmayan biriydi, eğer ortada bir çıkarı yoksa, lanetlemek için bile dudaklarını oynatma zahmetine katlanmazdı.
Eğer biri beddua etmişse o kesin annesidir. Zaten kadın beni hiç sevmemişti. Bir tanışıklığımız yoktu aslında. Kadın beni sadece orda burada görmekten tanıyordu ki bu da ilişkimizin farklı bir saçmalığıydı. Yani çocuk benimkilerle içli dışlıydı, kahvaltılara gelmeler, kahveler içmeler say say bitmez ama biz annesiyle resmi olarak tanıştırılmamıştık bile. İlişkinin ben merkezli olduğu buradan belliydi zaten. Hep Engin’in konfor alanına göre yaşıyorduk.
Engin’den ayrıldıktan sonra uzun bir süre yalnız kaldım. Sadece sevgili manasında değil arkadaş olarak da yanımda duran insanların sayısında azalma oldu. Tabii en yakın çevrem hala benimleydi ama onlarda da şöyle garip bir bilinç oluşmuştu, beni Engin’le barıştırmak için üstlerine vazife olmayan bir sorumluluk almışlardı. O Ahmet olayında da yaşadıklarım onların bana attıkları bir kazıktı.
Ahmet uzun zamandır tanıdığım iyi bir arkadaşımdı. Ben Engin’le ayrıldığım aynı dönemlerde o da uzun süredir birlikte olduğu kız arkadaşından ayrılmıştı. Ben ilişkimde nasıl bir sorun yaşamışsam o da kız arkadaşıyla aynı sorunun kız versiyonu yaşamıştı. Dolayısıyla birbirimize anlatacak çok anımız vardı, neredeyse duyduklarımın hepsini Engin’le bire bir yaşamıştım, aynısını o da hissediyordu. Günlerce dertleştik ve neticede onun eski kız arkadaşı ve benim Engin’in iyi bir çift olacağı sonucuna vardık. Aslında birbirlerine tahammül bile edemezlerdi. İlgi açı iki insanın nasıl geçinebileceğini görmek isterdim doğrusu. Hatta bunu Ahmet’e de söyledim, bir yolunu bulup ikisini tanıştırıp uzaktan ne olacak diye izlemeyi teklif ettim. Aslında sadece espri yapmıştım. Bu lafımla hareket edipte hangi ara arkadaşlarımın beni Engin’le barıştırma organizasyonuna katıldı hiç anlamıyorum.
Enginle barışmadım tabii. Bizimkiler, Ahmet’ten aldıkları destekle romantik bir yerde bir buluşma ayarladılar. Ben tabii ki Ahmet’le buluşacağım sanıyordum ama bir baktım ki karşımda Engin dikiliyor. Ne olduğunu anlayamadım. Tüm gece şaşkın şaşkın herifin karşısında oturdum. O kadar afallamıştım ki salak onunla barıştığımı sanmıştı. İnsanlar yaşadıklarımı şaka sanıyorlardı herhalde. Bu kişiler benim en yakınlarımdı, Engin’in değil benim tarafımı tutmaları gerekiyordu. Sırdaşımdı onlar, anlattığım dertlerin neresini Enginsizliğe bağladılar hala anlayamıyorum ama o akşamdan sonra hayatımda ne bir Engin kaldı ne Ahmet ne de en yakınlarım diyebileceğim arkadaşlarım.
Şimdi düşünce, bizimkilerin yanından taşınmam, mahalleden ayrılmam, tüm o radikal kararları ani alınmadığını fark ediyorum. Aslında uzun bir süreç sonunda bu kararı almaya itildim. Resmen tası tarağı toplayıp kaçmam için mecbur bırakıldım. Bir süre dosta sevgiliye tövbe ettim. Hiçbir eşyamın olmadığı eve bir kedi aldım, yavrucağa sarılıp uyudum günlerce, haftalarca hatta aylarca.
Eğer benim bir süper gücüm varsa o tek başıma ayakta durabilmektir. Yeni keşfettim bu özelliğimi. İnsan doğal olarak bir günde hem iş hem de ev bulunca kendini bir nevi süper kahraman gibi hissediyordu. Aynı gün Haydar’ı da buldum. Tabii birlikte olmamız için birkaç haftanın daha geçmesi gerekiyordu ama ilk defa hayatımda o büyük değişiklikleri yaptığım gün tanışmıştık. Doğrusu o mu benimle tanıştı yoksa ben mi onun benimle tanışmasını istedim emin değildim? Normalde birlikte olduğum insanlar gibi değildi. Ben genelde kendini beğenmiş salaklarla çıkmam. Tamam Engin kendini beğenmişti ama kesinlikle geri zekalı değildi. Adam koskoca şirketin varisiydi herhalde eğitimine biraz önem göstereceklerdi.
Enginle kıyaslayınca Haydar su katılmamış salağın tekiydi ama en azından benim sevdiğim bir salaktı. Aşkta böyle işte, tercihler konusunda size fikrini sormuyordu. O kadar uzun bir süre yalnız kalmıştım ki Haydar’ın hayatıma girmesi inanılmaz iyi gelmişti. Her insan evladı, en mütevazisi hatta en vurdum duymazı bile beğenilmeyi sever. Haydar’ın benim üzerimde yarattığı etki de buydu. Aadece benimle konuşmak istediği için benimle konuşan biriyle karşılaşmayalı o kadar olmuştu ki böyle bir özlemimin olduğunu bile unutmuştum.
Anlaşılan oydu ki yeni hayatımdaki tek eksik Haydar’dı. O da gelince tam oldu. Doludizgin, mutlu mesut yaşamaya başlamıştık. Hepsi o kadar çabuk ilerlemişti ki bir iki ay sonra Haydar yanıma taşındı. Yanıma taşındıktan birkaç ay sonra da gittikçe daha fazla Engin’e benzemeye başladı. Böyle olmasıyla ilgili inanılmaz bir suçluluk hissediyorum çünkü ilk başlarda Haydar bildiğiniz öküzdü ama benim öküzüm olduğu için ona şekil vermeye, level atlayacak davranışlar kazanmasını sağlamaya çalıştım. Mesela deodorant kullanmaya alıştırdım, birlikteyken önden önden yürümemesini, başkalarıyla karşılaşınca beni unutmamasını, beni tanıştırmasını, gerektiğinde sifonu iki kere çekmesini çünkü hiç kimse başkasının içinden çıkan sürprizlerle karşılaşmamalıydı. Ne var ki istemeden onu normal bir insan yerine Engin yapmaya başlamıştım.
O noktayı hala tam olarak çözemedim ama anladığım kadarıyla “eyvah bir canavar yarattım” durumuyla karşı karşıyaydım, benim özelimde daha çok “eyvah bir Engin yarattım” daha doğru bir ifade olurdu. Adamı upgrade edeyim derken içine edince tabii ki de onu kapı dışarı edemezdim. Bozduğum gibi onu düzeltmenin yolunu da bulmalıydım. Ancak ne yapsam daha kötü oluyordu, ilk başlarda öküz olmanın dışında dünyanın en duyarlı olan adamı şimdi daha az öküz ama bir o kadar da duyarsızlaşmıştı. Sanki bir özelliğini yükseltirken göstergenin diğer tarafındaki başka bir özelliği düşüyordu. Ne yapsam olmadı. Bir süre sonra da Haydar bir hayat arkadaşından çok alışkanlık haline geldi. Evdeki kedinin yanında beslediğim biriydi sadece. Zaten işi gücü de yoktu. Hayatımda bana tek katkısı ne olursa olsun yanımda durmasıydı. Bunun da iyi mi kötü mü olmadığını bilmiyordum? Yalnız onun sayesinde yalnız değildim ve nedense o giderse bir daha hiç kimse hayatıma girmeyecekmiş gibi hissediyordum. Bu da çaresizliğin en bariz belirtisiydi. Daha önce de yaşamıştım bu duyguyu; Engin’de, Jale’de, annem ve babamada. Daha beterlerin üstesinden gelmiştim Haydar hayatımdan çıksa ne olurdu ki?
Keşke insanın başına dert olan sorunlar ışığı söndüren düğmeye basıldığı gibi bir anda hayatımdan çıkarılabilseydi. Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir ders varsa o da ne yaşamam gerekiyorsa onu yaşamalıydım. Yaşayıp üzerimden çekip atabilmem için o dayanılmaz noktanın gelmesini beklemeliydim. Şimdilik idare edebiliyorum, canımı sıkan ufak tefek sorunları abartmamaya çalışıyorum ama işler bir an önce düzelmezse küçük bir kıyametin daha yaşanmasını kimse engelleyemez.
