Sibel bir akşam tatile çıkmak istediğini söyledi. Sadece birkaç günlüğüne. Henüz yoğun sezon başlamadığından grup bir kaçamak planlıyormuş. Yoksa yazın yedi yirmi dört çalışıyordu. İşi güzeldi. İnsanların hobilerinden para kazanmaları çok hoşuma gidiyordu. Ben de sevdiğim bir uğraş üzerinden para kazanmak isterdim. Ama benim hobilerim yoktu.
Sibel bir dans grubunda çalışıyordu. Öyle otel animatörlerin arkasında dans edenlerden değildi. Şaşırtıcı derece profesyonel bir topluluktu. Benim için şaşırtıcıydı. Ben hala Antalya’da bu tür işlerin güzel kızlar üzerinden yürüdüğünü düşünüyordum. Sibel güzel bir kızdı. Oksana ve Nermin de öyle. Ama hiçbiri işe güzel olduklarından girmemişlerdi. Profesyonel dansçılar oldukları için işe alınmışlardı. Oksana emeklediğinden beri bale eğitimi almıştı. Aslında büyük bir sahnede oyunlar sergileyen bir gruptaydı. Dünyaca ünlü bir grup. Ancak ağır bir sakatlık geçirmişti. İyileştikten sonra bir daha o büyüklükte bir yerde iş bulamadı. O da daha küçük bir gruba girmeye kara verdi. Antalya’ya bu nedenle taşındı.
Nermin lise yıllarında milli jimnastikçiydi. Özel bir üniversitenin dans bölümünde okudu. Mezun olduktan sonra bir süre İstanbul’da çalıştı. Birkaç Popçunun arkasında dans etti. Kliplere çıktı, turnelere katıldı. Sonra Antalya’dan bir iş teklifi aldı. Yeri ve zamanın sabit olması cazip geldi. O da çok düşünmeden Antalya’ya taşındı.
Sibel, Edirne’de okudu. Diğerleri gibi bir dans altyapısı yoktu. Yine de bir şekilde Antalya’da aynı dans grubunda kendine bir yer buldu. Diğerleriyle kıyaslandığında hiç dans geçmişi yokmuş gibiydi. Ancak sahnede bu fark edilmiyordu. En azından ben fark edemiyordum.
Tatile çıkmak iyi fikirdi. İş stresi çoğalmadan bir rahatlamak ona iyi gelecekti. Hayatındaki son büyük değişikliklerin rayına oturmasına da yardımcı olabilirdi. Önce Bülent’ten, sonra ev arkadaşlarından ayrılması zor kararlardı. Sibel gibi çabuk bağlanan birine göre tabii. Yoksa benim gibi vurdum duymaz birinin rahatını bozacak değişiklikler değildi.
Nereye gitmeyi düşündüklerini sordum. İnsanların Antalya’ya akın ettiği bir mevsimde nereye gitmek isteyebilirlerdi ki? Tekne turu yapacaklarını söyledi. Dans grubu herkesi alacak kadar büyük bir tekne kiralamıştı. Antalya’dan Muğla’ya koy koy birkaç gün gezeceklerdi. Tam kafa dinlenmelik bir geziydi. Tekneyle koy ve adalar arasında dolanmak inanılmaz sakin birkaç gün hatırlattı bana. Bülent’le bir kere çıkmıştık. Sibel’de vardı o turda. Onlar bir odada kalmıştı ben de başka bir odada. İnanılmaz sıkılmıştım. Teknedeki herkes çiftti bir tek ben sap olarak katılmıştım. Bir nevi aşk gemisi turuydu. Gemideki herkes, her an romantizm yaşıyordu. Koylarda durakladığımızda ağaçların, kayaların arasında gözden kayboluyorlardı. Geceleri kamaralardan sessiz kıkırdamalarla gelirdi. Bekar kabusuydu resmen.
Sibel, benimle gelmek ister misin? diye sordu. Daha önce birlikte katıldığımız o turdan ne kadar zevk aldığıma tanık olmuştu. Yine aynı maceraya atılmak isteyip istemediğimi mi soruyordu gerçekten? Bilmiyordum. Kimsenin keyfini kaçırmak istemem, dedim. En başta kendi rahatımı bozmak istemiyordum. Saçmalama, dedi. Davet ettiğine göre bir sorun olmadığını söyledi. Herkes birilerini davet ediyordu. Tabii herkes sevgilisiyle katılıyordu. Herkes mi? diye sordum. Hemen hemen hepsinin bir sevgilisinin olduğunu söyledi. Bazılarının yoktu tabii. Mesela Nermin’in yoktu ve de Oksana’nın. Gamze’nin de sevgilisinin olmadığını öğrendim. Kim olduğunu bilmiyordum ama o ve Beyza da kesinlikle tek başlarına geleceklerdi. Eğer sorun olmazsa gelebileceğimi söyledim. Sorun olmazdı tabii. Herkesin bir kişi getirme hakkı vardı. Bu tek kişilik kontenjan sevgililere özel düşünülmüştü aslında. Ama aynı odada kaldıktan sonra kimse sevgili olup olmadığımıza karışmaz, dedi. Eğer sorun olursa da sevgiliymiş gibi yapardık. Aynı odada mı kalacaktık. Benim için sorun olur mu, diye sordu. Onun için sorun değilse, benim için sorun olmazdı.
